25 Mayıs 2020 Pazartesi
.
1
1
1
.
chevron_left chevron_right
EDEBİYAT

Elşen İsmail - Çaldıran - 2. bölüm

"Bitmeyen" bir savaşın gizli tarihinden...

294 Gösterim
Elşen İsmail - Çaldıran - 2. bölüm

ÇALDIRAN - 2. BÖLÜM

"Bitmeyen" bir savaşın gizli tarihinden...

(ulusal-ideolojik, tarihsel piyes / senaryo)

YAZAR: ELŞEN İSMAİL

K a r a k t e r l e r:

ŞAH İSMAİL SAFEVİ / HATAİ - Azerbaycan Safevi Devleti Hükümdarı, Türk asıllı Şah, şair, sanatçı

YAVUZ SULTAN SELİM - Osmanlı imparatoru, Türk asıllı Sultan

*** *** ***

MEHMET - Osmanlı istihbaratçısı, Kamber Ali`nin yardımcısı

BANUNUR - Erdebil valisinin kızı

KAMBER ALİ - Osmanlı istihbaratçısı, Yavuz Sultan Selim'in özel muhabiri

ŞEYH - "Kutsal Ali Ocak" adlı gizli bir teşkilatın önderi

"DİLSİZ" ŞAMAN - bir mağarada yaşayan bir Şaman

AĞA DERVİŞ – Tebrizli bir derviş

*** *** ***

TAÇLI BEGÜM - Şah İsmail’in eşi

AYŞE HAFİZE SULTAN - Sultan Selim'in hanımı

*** *** ***

HÜSEYİN BEY ŞAMLI -  Şah İsmail’in lalası, Safeviler devletinin ilk Emir-Al-Umarası (ordu komutanı) ve Vekili

MUHAMMED HAN USTACLI - Safeviler devletinin Diyarbakır beylerbeyi ve Emir-Al-Umarası (ordu komutanı)  (1510-1514)

DURMUŞ HAN ŞAMLI - Safeviler devletinin İsfahan beylerbeyi

HERSEKLİ AHMET PAŞA – Osmanlı sadrazamı (1 Ağustos 1512 — 28 Kasım 1514)

KOCA MUSTAFA PAŞA - Osmanlı sadrazamı (6 Ocak 1512 — 23 Kasım 1512)

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY – Osmanlı sancak beyi, ordu başçısı

ŞEHZADE SÜLEYMAN  - Sultan Selimin oğlu, Şehzade, ordu başçısı

*** *** ***

HAMDULLAH FARSİ – Safevi devletinde yazı işlerinden sorumlu adam, genel olarak “Mirza” lakaplı adamlardan

ABDULLAH EL-VAHAP – Osmanlıda dini idarelerde çalışan adamlardan biri

FİRUZ HUMEYNİ – Safevi devletinde mali işlerden sorumlu memur

EBU HİLAF EL-BAĞDADİ – aslı Bağdatlı olan Osmanlı taciri

VENEDİK KRALI

ROMA PAPASI

Bölüm karakterleri:

MUHAMMED ŞEYBANİ HAN – Özbek Hanı, Şeybaniler Devletinin hükümdarı

*** *** ***

Not: Bu eserdeki karakterler ve olaylar tarihle ilgili olmasına rağmen, yazar tarafından da bazı eklemeler yapılmıştır. Piyes / senaryo tamamen tarihsel değil, ulusal-ideolojik tebligat ve eğlence için yazılmıştır. Olası yanlış anlamalar için şimdiden özür dileriz. Amacımız, ulusal birliğe çağırış yapmak ve görkemli tarihimizden ilham alarak güzel bir eser yaratmaktır. Hoş anlar geçirmeniz dileğiyle…  

*** *** *** 

(Okurken film tadı almak istiyorsanız,  her sahnenin başında verdiğimiz linkte olan fon müziği eşliğinde okumanızı tavsiye ederiz.  ) 

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

TEBRİZ. ŞAH SARAYI. Şah İsmail Safevi tahtında oturmuş büyük şair ve halk ozanı olan Fuzulinin bir şiirini okumaktadır.

 

ŞAH İSMAİL: Can verme sakın aşka, aşk afeti candır,

Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır.

 

Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an,

Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır.

 

Her ebrulu güzel elinde bir hançeri hunriz,

Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

 

Yahşi görünür yüzleri güzellerin amma,

Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır.

 

Aşk içre azap olduğu bilirim kim,

Her kimse ki âşıktır işi ahu figandır.

 

Yad etme güzel gözlülerin merdümi çeşmin

Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

 

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var,

Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.

 

Şah şiiri bitirdikten sonra bir noktaya manalı-manalı bakar ve bu arada bir saray hizmetçisi huzuruna çıkar, Şahın izniyle konuşur ve ona konuğunun geldiğini söyler. Şah çok sevinerek onu gönderir ve şiiri kenara koyup bekler. Bir süre sonra konuk gelir, Şah derhal tahtından inerek, güler yüzle konuğunu karşılar. Kucaklaşarak selamlaşırlar ve diğer bir odaya geçerler. Burası sarayın diğer yerlerine benzemez. Sırlı bir yapısı olan odada karşılıklı otururlar. Konuk (Şeyh) elini açarak kalbine koyar ve yalnızca Şahın duya bileceği bir kelimeyi söyler.

ŞEYH: (temkinle) Şah Şahtır, benim Özüm!

ŞAH İSMAİL: (aynı tarzda tekrarlamaya çalışır) Şah Şahtır, Yüce Şeyhim!

ŞEYH: (ruhani tarzda ellerini göğe doğru kaldırarak) Gök Tanrı da Şahtır, benim Özüm!

ŞAH İSMAİL: (aynı tarzda tekrarlamaya çalışır) Gök Tanrı da Şahtır, Yüce Şeyhim!

Sonra güler yüzle önce bir birine bakarlar, daha sonra bir birinin ellerinden ve yüzlerinden öperler. En son Şah Şeyhin mavi kaşlı yüzüğünden, Şeyh de şahın eteğinden öper.

ŞEYH: (temkinle ve sabırla) binyıllardır aynı yolu gidiyoruz. Fakat öyle görünüyor ki, galiba bu kez düşman yolumuzu bozguna uğratmaya muvaffak olmaya yakın.

ŞAH İSMAİL: (meraklı ve tedirgin) neden öyle söylüyorsunuz, Şeyhim?

ŞEYH: (kızgın yüz ifadesiyle) düşmanlara çalışan içimizdeki “yılanlar” durmadan kendi siyasetlerini ülke ve halk içinde uygulamaya çalışıyorlar. Batıda Sünnilik, Doğuda Şiilik tebliğ ediliyor. Hâlbuki yüzyıllardır ne Batı, ne Doğu mezhep, tarikat, din ayırmadan bir biriyle kardeşçe geçinip gitmektedir.

ŞAH İSMAİL: (derin bir hüzünle) farkındayım! Yıllardır bu diyara ait olmayan şeyler yalan yanlış konularla tebliğ edilmeye başladı. Sırf o yüzden ben bu devleti kurdum: bize ait olmayanlarla halkımız kirlenmesin diye, ama…

Şeyh Şahın çok üzüldüğünün farkına varır ve gülümsemeye çalışır. Şah sual dolu bakışlarla bakar.

ŞAH İSMAİL: bu savaşın olmaması için ne yapabiliriz, Şeyh`im?

Bakışırlar. Karşı taraf sabırla gülümsüyordur.

ŞEYH: birçok şey yapabiliriz. (ciddileşir) Ama korkarım yıllar önceki gibi yine geç kalmış olalım.  

ŞAH İSMAİL: nasıl yani, Şeyhim?

ŞEYH: dün gece bir rüya gördüm. Kara bir yılan boğazıma sarılmış beni boğuyordu…

Şah hayretler içinde Şeyhi dinler.

ŞEYH: çırpınarak elinden kurtulmaya çalıştım. Fakat bir süre başarı elde edemedim.

Şeyh uzun bir süre susar.

ŞAH İSMAİL: (merakla) ee, sonra?

ŞEYH: (derin bakışlarla) içimizdeki hainler ve onların sahipleri bizim zayıf yerlerimizi iyi biliyor, evlat. Nasıl ve hangi nedenlerle savaşa bileceğimizi, nelere teamül edemeyeceğimizi, nasıl dağılacağımızı…

ŞAH İSMAİL: (sabırsızca) peki bir çıkış yolu yok mudur?

ŞEYH: (derin bakışlarla) var! Ama bu kez mesele bir birimizle savaşıp savaşmayacağımız değil! Eğer yüzyıllar sonra torunlarımızın bizi tarih kitaplarında övgü ve saygı ile okumasını, anmasını istiyorsak, o zaman içimizi sarmış bu hainleri, yılan kılıklı düşmanları bertaraf etmeliyiz. Bunun için de ne gerekiyorsa yapacağız. Ocağımız, teşkilatımız bu yönde derin çalışmalara başladı bile…

ŞAH İSMAİL: (fikirli) şimdi anlıyorum, zamanında Muhammed Şeybani Hanla da beni onlar düşman etmişti.

Şeyh onaylayıcı bakışlarla Şaha bakar.

 

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

1510. TEBRİZ. ŞAH SARAYI… Şah İsmail odasında bir mektup yazıyordur.

Mektup: Ey, Türkistan Hakanı, Ulu Başbuğ Cengiz Han torunu Muhammed Şeybani Han, yazdığım mektubu oku ve anla, ben de Türküm, sen de Türk’sün! Ben de Atamız Oğuzun torunuyum, sen de. Her ikimiz Turan Hakanı Timur’un da gittiği yolu devam ediyoruz. Sen Türkistan’da, ben Horasan ve Azerbaycan’da hüküm sahibiyiz! Fakat nedendir bilinmez aynı idealler için savaşmamıza rağmen kılıçlarımız düşmanlara değil, bir birine doğrulmuş durumda. Eminim işin bu raddeye gelmesinde hain ellerin parmağı var! Senden son kez bir kardeşin olarak rica ediyorum, gel şu kavgayı kenara koyalım ve iki aynı soyun, aynı kanın – Oğuz Hanın devamcısı gibi birleşerek çözelim her şeyi! - Turanın yüzüğünün kaşı - Azerbaycan mülkünün sahibi, Kızılbaş Devletinin hükümdarı, Türk soyu Safevi Hanedanının temsilcisi, Hakan Şah İsmail Safevi…

*** *** *** 

Sahne fon müziği:

SEMERKANT. ŞEYBANİ HANIN SARAYI… Han tahtında oturmuş, bir Safevi elçisi karşısında diz çökmüş, diğer tarafta Hanın bir adamı elçinin getirdiği  -  Şahın yazdığı mektubu okumaktadır.

Mektup: Ey, kendini bilmez, Töreden, Elden uzak olan, Türkistan’ın varlığına yakışmayan “han” , bilmeni isterim ki, senin tehditkâr ve işgalci davranışların bana sökmez. Sen ki Turan Hakanı Timur’un da gittiği yola hakaretsin! Sen ezelden Türkistan’a da, Horasan da, hatta Azerbaycan’a düşman kesilmiş melun kimsesin! Yıllardır Doğu sınırlarımızda yaptığın rezaleti, zulmü, kepazeliği duyar dururuz. Fakat kendimizi seninle aynı kefeye koymamamızdandır ki, hala o rezil kafan pis bedeninin üzerinde duruyor. Seni son kez ikaz ediyorum, akılını başına topla ve gel elimi, eteğimi öp! Belki bana biat etmen karşılığında seni affeder ve Safevi Hanedanının Doğu illerinden birine “bey” olarak atarım. Aksi taktirde oraya gelir, taşı taş üzerinde bırakmaz, senin soyunu Türkistan topraklarından silerim! - Turanın yüzüğünün kaşı - Azerbaycan mülkünün sahibi, Kızılbaş Devletinin hükümdarı, Türk soyu Safevi Hanedanının temsilcisi, Hakan Şah İsmail Safevi…

Hanın bu mektuba sinirlenmesiyle beraber Safevi elçisi şaşkınlıktan ve korkudan yerinde dona kalır. Çünkü onun bildiği mektup böyle değildi. Ama Han kimseni dinlemeden birkaç saniye içinde büyük bir hiddetle yerinden kalkar. Kızgın bir kaplan gibi sıçrayarak kılıç çeker ve elçinin kafasını kopartarak yere doğru fırlatır. Kan oradaki her kesle beraber Hanın da yüzüne gelir. Şeybani Han kızgın, gergin bakışlarıyla bir noktaya doğru bakar…

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

TEBRİZ. ŞAH SARAYI… Safevi Ordusunun kumandanı Muhammed Han Ustaclı Şahın huzurundadır. Her ikisi gergindir, Şahın elinde Şeybani handan gelen mektup var.

ŞAH İSMAİL SAFEVİ: (gergin ve hüzünlü) ben her şeye rağmen onunla dost, kardeş olmaya çalıştım, ama onun bana yazdıklarına bir bak. (mektuba son kez bakar ve yere atar) bana – Türkoğlu Türk’e “Sasani müsveddesi”  demiş, (daha da gerginleşir) “Acem eyaletinin bir mirzası”  da bardağı taşıran son damla oldu…

MUHAMMED HAN USTACLI: (itaatkâr) Şahım, biliyorum haddime değil ama…

ŞAH İSMAİL SAFEVİ: buyur!

MUHAMMED HAN USTACLI: (kuşkulu) bence bu işte bir iş var!

ŞAH İSMAİL SAFEVİ: (sinirli) ne iş olacak, yıllardır azar azar Horasanın bazı topraklarını işgal etmiyor mu bu adam?

MUHAMMED HAN USTACLI: ediyor, ama…

ŞAH İSMAİL SAFEVİ: o zaman kelam bitmiştir! (sinirle ayağa kalkar) Son sözü kılıçlarımız diyecek! (belindeki kılıcı çıkarır)

Şah hiddetle bakıyor, gözleri kızarmaya başlar.

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

ŞİRAZ… Karanlık bir mahalle… İki kişi bir birinin ardınca gelir ve eski bir konağa girer… Birkaç dakika sonra bir odada yüz-yüze iki kişi oturuyordur.

1. kişi: (sinsi bakışlarla) planlarımız tıkır tıkır işliyor. Şahla Hanı bir birine düşman ede bildik. Şimdi seyredelim.

2. kişi: (pis pis gülerek) o mektubu nasıl değiştire bildin öyle?

1.kişi sinsi bakışlarla gülümser ve meçhul bir noktaya bakar…

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

BİRKAÇ AY ÖNCE… Horasanda bir yolcu hanı… Safevi elçisi odasında uyuyordur. O sırada içeri iki kişi sinsice sızar ve biri elçinin burnuna üzerine uyuşturucu madde sürülmüş havluyu tutarken, diğeri onun çantasını yoklar. Şahın mektubunu çıkarır, yerine aynen ona benzer kâğıtla yazılmış mektubu koyar. Sonra yavaş yavaş orayı terk ederler. Çıkarken birinin kolunda “Haşhaşilerin” damgası gözükür…

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

ŞİRAZ… Karanlık bir mahalle. Eski bir konak…

2. kişi: (biraz tedirgin) her ikimiz Safevi devletinin memuruyuz. Bu iş ortaya çıkar ise en başta biz yanarız, bilesin.

1.kişi: (gülümsüyor) merak etme, ne zamana kadar ki, Türkler arasında “toprak, hükümdarlık, cihan imparatorluğu” ve diğer meseleler olacak, o zamana kadar da biz istediğimizi edip istediğimiz makama ulaşabileceğiz.

2.kişi rahatlar ve gülümser.

2. kişi: o zaman planlara devam?

1.kişi: (gülümsüyor) elbette!  

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

1512. TEBRİZ. ŞAH SARAYI… Bir büyük odada Hüseyin Bey Şamlı ve Muhammed Han Ustaclı karşılıklı oturmuş konuşuyorlar.

MUHAMMED HAN USTACLI: (fikirli ve tedirgin) her zaman düşünmüşümdür, Şahımız, Şeybani Hanı mağlup ettikten sonra kafasını kesme emrini neden verdi, diye. Ama galiba şimdi anlıyorum!

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: (temkinle gülümsüyor) neden peki?

MUHAMMED HAN USTACLI: (gururla) baksana, şuan kudretimizin karşısında kim dayana bilir? Sınırlarımız nerdeyse Emir Timur’un zamanındaki boyuta ulaştı. Bu cihanda bizden ve Osmanlıdan güçlü devlet kaldı mı?

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: kalmadı da, ne demek istiyorsun, onu anlamıyorum!

MUHAMMED HAN USTACLI: Şahımızın o hareketi, devletimizin ve Yüce Soyumuzun nüfuzunun artması, düşmanlarımızın bizden daha çok korkması ve hainlerin bundan sonra bizle uğraşamayacağı anlamına gelmiyor mu?

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: haklı ola bilirsin, ama bir doğru da var ki, içimizdeki hainler vasıtasıyla bazı güçler büyük olasılıkla gelecek zamanda bu gibi olayları tarihe tamamen yanlış aktarabilirler.

MUHAMMED HAN USTACLI: nasıl yani?

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: her şeyi mezhep, dini bir savaşa, bölgesel ayrımcılığa, hatta “fars-Türk” savaşı gibi saçma bir olaya dönüştüre bilirler.

Muhammed Han biraz düşünür.

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: ama arif olanlar bunun bir savaş geleneği olduğunu ve tarihinin ta bizim ulu atalarımız eski İskitlere dayandığını bilecek tabii ki. Eski Türkler düşmanlarının, rakiplerinin kafalarını kesip ya içini samanla, otla doldururlardı, ya da içini oyarak altın suyuna bandırıp kadeh düzeltirlerdi. Sonra içinde şarap ve ya başka kırmızı içki içerlerdi. Bu bir savaş töresiydi ve bunu yapan hükümdar çevresinde tüm dostlara kudretini, düşmanlara ise ikazını bildirirdi. Yani gören, duyan, bilen anlasın sıradakinin o olduğunu da, ona göre davransın!

MUHAMMED HAN USTACLI: (hayranlıkla) atalarımız düşmanlığı da, dostluğu da mertçe yapmışlar!

HÜSEYİN BEY ŞAMLI: evet! Şimdiki hainlerin davranışları ise asla mertliğe, erkekliğe, adamlığa ait değildir! O yüzden çok ihtiyatlı olmalıyız! İçimizde saklanan “yılanlar” er ya da geç bizi beklemediğimiz an zehirleye bilir. Her şey bir yana, bundan sonra zihnimiz zehirlenmesin! Yoksa kardeş kardeşe düşman olmaya devam edecek!

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

İSTANBUL… Karanlık bir sokakta uzun siyahi giysilerle kamufle olmuş Kamber Ali ve Mehmet görüşür…  

MEHMET: beni çağırdığına göre yine gizli görev var?

KAMBER ALİ: evet. Bu kez Sultanın kendisi emretti ve hayatımız pahasına da olursa olsun yapmalıyız!

MEHMET: nereye gideceğiz?

KAMBER ALİ: Erdebil’e – Safevilerin kalbine! 

Mehmet sorgu dolu bakışlarla Kamber Aliye bakarken, o da her şeyi biliyormuş gibi bir ifade ile gülümser…

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

TOPKAPI SARAYI… Yavuz Sultan Selim ve Malkoçoğlu Turali Bey konuşuyorlar. Sultan gergin, Malkoçoğlu tedirgindir.

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: Sultanım, geçen yılki isyanlarda önde olan “Şahkulu” ismi bu yıl da bazı Doğu illerimizde belirmektedir.

YAVUZ SULTAN SELİM: (sinirli ve gergin) nasıl olur? O, geçen yıl Sivas’ta Hadım Ali Paşa ile savaşta ölmedi mi?

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: o öldü! Ama galiba bu başka bir Şahkuludur!

YAVUZ SULTAN SELİM: nasıl yani?

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: affınıza sığınarak demeliyim ki, devletimize biat etmek istemeyen bazı bölgeler var! Onların beyleri ve bazı adamlar zaman zaman merkezi hâkimiyetin herhangi bir kusurunu ve ya yanlış gözüke bilen davranışını fırsat bilip isyana kalkarlar. Bu da onlardan birisidir. Düşünüyorum ki,  bu “Şahkulu” lar daha çok türeyecek!

YAVUZ SULTAN SELİM: ne demek istiyorsun?

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: (biraz irkilir) kabul etseniz de, etmeseniz de, Safevi sınırlarına yakın olan ve onlarla komşu olan illerde Kızılbaşlık, Safevilik bir manevi güç olarak etkin. Tabi bu da zaman zaman bazı fırsatçıların işine geliyor ki, Kızılbaşlardan destek alsalar da, almasalar da bir bahaneyle isyan çıkarta biliyorlar.

YAVUZ SULTAN SELİM: ama sadrazam Koca Mustafa Paşa o illerin bazılarında rüşvet, yolsuzluk gibi sorunlardan bahsetti geçen gün.

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: (düşünceli) tabi o da var!

Sultan biraz düşünür ve karar verir.

YAVUZ SULTAN SELİM: kısa zamanda bir divan çağıralım. Devletimizin ileri gelenleriyle bu konuyu tartalım ve ortak karar verelim. Sonra o “Şahkulu” denilen isyancı ile görüşmek için bir heyet oluşturalım. Her şey iyice araştırılsın. Özellikle Şahın ve ya Safevilerin bu olaylarla bağlantısı var mı yok mu belli olsun! (sinirle)  Yok eğer o Şahkulu hakikaten de kendisini “Şahın kulu” sayıyorsa, o zaman onun kellesini almak haktır! (elini belindeki kılıca doğru götürür) Ve olası savaş hazırlığı da görülecektir!

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY: (düşünceli ve tedirgin) kimle, yoksa Kızılbaşlarla mı?

Sultan gergin bakışlarla Malkoçoğlu’yla bakışır.

*** *** *** 

Sahne fon müziği: 

ERDEBİL… Mehmet yerel kıyafetle kamufle olmuş, bir kasabaya doğru yürürken tepede bir çeşme görür. Biranda susadığının farkına varır ve içmek için oraya doğru gider. Ve o an çeşmenin başında su doldurmak için bekleyen birkaç kız görür. Mehmet onlara rağmen ilerler ve o sırada Banunurun farkına varır. Birkaç saniye içinde ikili göz göze gelir. Her şey bundan sonra başlar. Gençler sanki dona kalır. Ve etraftaki insanların farkına varmadan azar azar bir birine doğru yaklaşıyorlar. Tam o sırada Mehmet arkadan ona yaklaşmakta olan adamların ayak seslerini duyar ve gün ışığında beliren gölgelerini görür…

*** *** ***

2.      BÖLÜMÜN SONU

YORUMLARINIZI VE TAHMİNLERİNİZİ BEKLİYORUZ. YENİ BÖLÜM ÖZETİ YAKINDA YAYINLANACAK… İYİ EĞLENCELER…


Kaynak:




Dikkat! Ens.az sitesine ait materyalleri kullanırken köprüye başvurmalısınız. Metinde bir hata bulursanız, lütfen onu seçin ve ctrl + enter tuşlarına basarak bize gönderin.


Bir Android OS akıllı telefonunuz varsa, haberleri daha kolay okumak için bu bağlantıya gidin. Ens.az ı mağazadan indirip kurabilirsiniz.


Etiketler:
VİDEO GALERİ
San Francisco temelli bir firmanın tavuk tüyünden laboratuarda yetiştirdiği tavuk eti
Emojilerle tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • anonymous user
    Yorumu gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE

X