1. İSLAM

İlahi İmtihanın Bir Cilvesi Olan Yetim Ve Öksüzler

İlahi İmtihanın Bir Cilvesi Olan Yetim Ve Öksüzler

İlahi İmtihanın Bir Cilvesi Olan Yetim Ve Öksüzler

Toplumda, ilahi imtihanın bir cilvesi olarak bazı kanadı kırık insanlar bulunur ki, Cenab-ı Hak , diğer kullarına onlar hürmetine rızık verir ve yardım eder. Lakin insanlar, bu hakikatı çoğu zaman anlayamazlar. O kulların mahrumiyetine aldırmadan, devamlı kendi varlıklarının artmasını isterler. Halbuki Cenab- ı Hak, toplumdaki kanadı kırıklara bakmayı , imkan sahipleri için bir vazife kılmıştır. Bu kalbi kırık insanalardan kimisi yetim, kimisi öksüzdür.
Öksüz, annesi ölmüş, yetim ise babası ölmüş çocuktur. Öksüz kelimesi, hem annesi hem babası ölmüş çocuk anlamında da kullanılır. Bu sözcükler, ölmemiş olsalar bile anne ve babasından sürekli olarak koparılmış çocuklar ve hayvan yavruları için de kullanılır.
Öksüz sözcüğü, Türkçe ‘ök’ kökünden türenmiştir. ‘Ök’ sözcüğü ‘bağ, iş’ , ‘göbek bağı’, göğüs ile anne anlamlarına gelir. Zamanla anlam genişlemesine uğrayarak anne ve baba anlamında da kullanılmaya başlanmıştır. Ök sözcüğü Türkçe ‘nin bazı ağızlarında öksüz ile eş anlamlı olarak kullanılır. Yetim kelimesi ise Arapça ‘yetim’ (tek başına eşsiz) sözcüğünden gelir. Öksüz ve yetim kelimeleri hem sıfat hem de isim olarak kullanılabilir.
Cenab- ı Hak Kur’an-ı Kerimde yetimlerle ilgili şöyle buyuruyor:
“Hayır, işin doğrusu şu ki, (ey insanlar,) siz yetime değer vermiyor ve ikramda bulunmuyorsunuz.Yoksulu doyurmak konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.” Fecr, 17-18
Toplumda zayıf ve muhtaç insanlara yakın olan ve samimi bir şekilde ihtiyaclarıyla ilgilenen kimseler,  Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu kulluk kıvamına ererek iki cihan saadetini elde ederler.
Toplumda kanadı kırıkların en fazla mahsun ve mağmum olanları ise yetim çocuklardır. Onlar halet-i ruhiye olarak derin bir izdirap, hasret ve sıkıntı içindedirler.
Zira iki cihan güneşi, Yüce Allah ‘ın Habibim diye hitap ettiği Efendiler Efendisi Hz. Muhammed (sav)’de Amine annemizin yetimi idi.
Ayet-i Kerime’de şöyle buyuruluyor:
“O, seni bir yetim olarak bulup barındırmadı mı?” Duha , 6
Yüce Allah, Rasulünü (sav) önce babadan yetim olarak vucuda getirmiş iken güzel bir şekilde barındırmış, böylece gittikçe sonunu önünden daha hayırlı yapmak üzere terbiye edip seçmiş, hiç bir zaman terk edip de bırakmamıştır. Ayetten; yetimin barındırılması gerektiğini ve Hz. Muhammed ‘i barındıranın Allah olduğu ifade edilerek, yetimi barındırmanın Allah ‘ın rızasını kazanacağı anlaşılır.
“O, seni bir yetim olarak bulup barındırmadı mı?” ayeti, Allah Rasulu’nün Peygamber olana dek dedesi ve amcası tarafından korunduğu gibi bundan sonra da korunacağına, himayesiz bırakılmayacağına işarettir. Çünkü Rasulü Ekrem( sav) ana karnında iken babasını, altı yaşında iken de annesini kaybetmiş, iki yıl dedesi Abdulmuttalib’in, sonra da amcası Ebu Talib’in himayesinde yetişmiştir. Allah ( cc)’u onu yetim iken çeşitli imkanlar yaratarak barındırmış, kavmi içinde ne yapacağını bilmez iken Peygamberlik verip doğru yola iletmiş, ilim ve irfan sahibi yapmıştır.
Cenab-ı Hakk’ın, Sevgili Rasulü’nü bir ‘yetim’ olarak dünyaya göndermesi, yetimliğe apayrı bir değer kazandırmıştır. Allah Rasulü ( sav) yetimler üzerine büyük bir şefkatle titrerdi. Kuran-ı Kerim’de de yetimin muhafazasına dair pek çok ayet-i kerime mevcuttur.
“Öyleyse sen de sakın yetimi güçsüz, kimsesiz görüp, ona kötü davranma.” Duha, 9 
“Yetimlerin haklarını  ermekte tam adaleti gözetin. Yaptığınız her iyiliği, Allah mutlaka bilir.” Nisa, 127
Toplumdaki kanadı kırıklarla meşgul olmak yerine, aksine bir de onlara haksızlık yapmak, küfre ve nankörlüğe dalmış olan taşlaşmış bir kalbin çirkin tezahürlerindendir. Cenab- ı Hakk böylelerini tehdit ederek şöyle buyurur; 
“Bakmaz mısın Âhiret’teki hesabı ve hükmü yalan sayan şu adama! (Öylesine inkârcı ve kötü biridir ki o,) yetimi şiddetle itip kakar.” Maun, 1-2
Peygamber Efendimiz, yetimlere şefkatle muamele eden mü’minleri en büyük mükafatla müjdelemiştir. Bir gün:” Yetimi koruyup kollayan kişi ile ben cennette şu ikisi gibiyiz” buyurmuş, aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını göstermiştir.( Buhari, Edep24, Talak 14)
Bir başka hadis- i şerifinde de; “ Müslümanların evleri içinde en hayırlı ev; içerisinde yetime iyi muamele edilen evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir.”( İbn-i Mace, Edep,6)
“ Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır.” ( Ahmed, 250)
Kalbinin katılığından şikayet eden bir sahabiye de Efendimiz (sav); “ Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakiri doyur, yetimin başını okşa!” tavsiyesinde bulunmuştur. (Ahmed 263,398)
Erdemli bir toplum olmak istiyorsak bu zayıf kesime sahip çıkmalıyız. Dünyanın en büyük sevgilerinden mahrum olan anne ve baba sevgisinden mahrum kalan toplumumuzun bağrı yanık olarak bilinen yetim, öksüz ve çeşitli nedenlerden dolayı mağdur olmuş çocuklarımız için seferber olmak insani görevimizdir.
Yetim ve öksüz çocuklarımıza karşı sorumluluklarımızı maddi ve manevi olarak iki kısımda ele alabiliriz. Maddi sorumluluklarımız ; yetim ve öksüzlerin malını ve canını korumak; beslenme, giyinme, barınma gibi ihtiyaçlarını karşılamak. Manevi sorumluluklarımız ise yetim ve öksüzlerin psikolojik gelişimini ilgilendiren her eylemi içerir. Şefkat dolu davranışlar sergilemek, sevgi dolu bir ortam hazırlamak ,eğitimiyle ilgilenmek, dini bilgiler vermek, güzel bir ahlak kazandırmak ve b. şekilde ifade edilebilir.
Efendimiz (sav) hayatı boyunca yetimlere sahip çıkmaya, her zaman onlarla birlikte olmaya çalışmıştır. O’nun bu sünnetini bugün de devam ettirmek her şeyin üstündedir.

 

Kaynak : Konularla İslamiyet

Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.