Dünyanın Önde Gelen Haberleri ve Ansiklopedisi
Slimfit
  1. EDEBİYAT

Oyhan Hasan Bıldırki - Yazmak

Oyhan Hasan Bıldırki - Yazmak
Sakura

Oyhan Hasan Bıldırki - Yazmak

      Yazmak, duygu ve düşüncelerimizin fotoğrafını çekmektir.
      Sözün tapusu, yazı.''

      Söz, uçucu. Yazı, kalıcı. Belki çok güzel sözler söyler, şahane konuşabiliriz. Yaptığımız konuşma sırasında, bizi anlayanlar da olur. Hatta, biz konuştukça bazıları, “Şeker-lokum sözler. Kendisini dinlemeye bayılıyoruz.” da derler.
      Fakat konuşma bitince başa dönseniz, neyin, ne kadar anlaşıldığını denemeye kalkışsanız, dinleyicilerinizden birçoklarının, sizden köşe bucak kaçtıklarını, pusup sustuklarını göreceksiniz. Az önce söylediğiniz, o güzelim şeker-lokum sözleriniz, gökyüzünün bilinmez bir noktasında, çengellerin en zorlularına asılıp kalmışlardır. Ne kadar uğraşsanız, nafile! Onlardan bir tekini bile bulundukları çengelden söküp çıkaramaz, tekrar önünüze koyamazsınız.
      Söz, daha çok şiire yatkın. Bu yüzden hemen hepimiz, bir kaç mısralık bile olsa, sevdiğimiz şarkı veya türkülerin yanında, bir kısım atasözlerini, ya da özdeyişleri aklımızda tutabiliriz. Sıkışık anlarımızda da bunlardan hoşumuza gidenleri mırıldanırız. Sıkışık anların yerine, başka zamanları da düşünebilirsiniz. Ancak, çok defa arkadaşlarınızla yaptığınız konuşmaları bir düşünün, hatırlamaya çalışın. Onlarla dün ya da daha önceki gün neler konuşmuştunuz? Bunları tek tek sayabilir, yeniden sıralayıp anlatabilir misiniz? Hadi durmayın, deneyin! Her hâlde vardığınız sonuç, pek hoşunuza gitmeyecektir.
      Kendi adıma ben, konuşmaktansa yazmayı, daha çok seviyorum. Çünkü yazmak; duygu ve düşüncelerimizin fotoğrafını çekmektir. Birçoklarınızın; söz gelimi el altında tuttuğunuz iki üç kitabınız yokken, sayısı oldukça kabarık olan fotoğraf albümleriniz vardır. Sanki biriktirdiğiniz bu fotoğraflar ile, bazı şeyleri kanıtlamak ister gibi bir tutum içindesiniz, değil mi? Yazı da böyle! Sözün gerçek fotoğrafı, yazıdır. Bu fotoğrafların sayesinde biz, ister geçmişe, ister geleceğe ait olsun bütün duygu ve düşüncelerimizi, sonsuzluğa uzanan zaman tünellerinden geçire aktara, kuşaktan kuşağa kolaylıkla taşıyabiliyoruz.
      Adı ne olursa olsun, herhangi bir şeyi derleyip toparlamadan geleceğe miras olarak bırakabilir misiniz?
      Atalarımız da böyle yapmışlardı. Dünü, günümüze böyle taşımışlardı. Kültürler böyle taşınmış, uygarlık böyle yükselmişti. İşte bundan da yazının gölgesine sığınmak suretiyle alabildiğimiz ölçüde yararlanabiliyoruz. Fotoğrafsız, daha doğru bir söyleyişle de yazıya dayanmayan uygarlık, saman alevleri gibi gelip geçicidir. Ne çevresini aydınlatabilmiş, ne de geleceğe miras olarak bırakılabilmiştir.
      Sözün tapusu, yazı. Yazıya dayanmayan, açıkçası yazılmayan söz, gökyüzünün uçsuz bucaksız sonsuzluklarına fırlatılmış avare bir uzay aracından başka nedir? Böyle bir aracın nerede, ne zaman duracağı, ne ile ne şekilde çarpışacağı bilinmez. Hele bu çarpışma sonucunda ne gibi sevimsiz sonuçların doğacağını, bunların da nelere sebep olabileceğini hangimiz daha önceden kestirebiliriz? Bu yüzden olmalı, erdemli kişiler sözü, zehirli bir oka benzetirler. Zehirli okların arkalaması, gözetmesi, hele hele insafı da hiç yoktur. Ancak, sözün fotoğrafı olan yazı, hemen hepimizin açık kimliğidir. Yazıyla düşüncelerimiz billurlaşır, daha olgun, daha yapıcı olarak hedefini bulur. Onu budamak suretiyle, sözün dizginlerini elimizde, daha sıkı bir şekilde tutabiliriz.
      Böylesi daha güzel değil mi?
      Yazmak, bir yerde kendimizi anlatmaktır. Yazmak, içinde yaşadığımız çağın tanığı olmaktır. Kendisini anlatmak ve çağının tanığı olmak için yola çıkan insan, her şeyden önce yazıya sığınmalıdır. Çünkü yazarak gördüklerini, duyduklarını, sihirli duygulanmalarını, kabına sığmaz hâle gelen düşüncelerini anlatan insan, daha mantıklı olur. Mantık süzgecinden geçen her şey, geleceğe miras olarak bırakılan birer altın neşterdir. Bu neşterleri vurdukça, uygarlık güzelleşir. Yoksa, sonsuzluğa açılan bir köprü olan yazının önemini göz ardı edersek, birbirimizle nasıl anlaşabiliriz?
      Söze boyun eğdirmek isteyen insan, yazmalı.
      “Yazmasak, olmaz mı?” diyorsanız, “Olmaz!” derim.
      Sen yazmayacak, ben de konuşmayacaksam, aydınlık yarınlara nasıl ulaşırız? Sen sağır, ben samut[1] olmaya devam edersek, birbirimizle nasıl anlaşırız?

      [1] Dilsiz, konuşamayan.

Makaleni beğendinizmi? Sosyal medyada takip edin!

Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır.

Sakura

San Francisco temelli bir firmanın tavuk tüyünden laboratuarda yetiştirdiği tavuk eti

Editörün Seçimi